Blog

Derealizasyon nedir? Depersonalizasyonla farkı ve kaygıyla ilişkisi

Açık pencereden dışarı bakan, nefes alan bir kadın

Derealizasyon nedir sorusunun kısa yanıtı şu: derealizasyon, çevrenin gerçek dışı, rüya gibi, donuk ya da bir camın arkasından izleniyormuş gibi algılandığı yabancılaşma hissidir. Depersonalizasyonda ise kişi kendi bedenine, düşüncelerine ya da duygularına yabancılaşır, kendini dışarıdan izliyor gibidir. İkisi de çoğu zaman yoğun kaygı, panik, uykusuzluk ve stresle ortaya çıkar; korkutucu olsa da kişi dünyanın gerçekten değişmediğini bilir. Süren ya da artan yaşantılar değerlendirilmelidir; İzmit ofisimde ve online danışmanlıkla bu konuda çalışıyorum.

Derealizasyon ne demek?

Derealizasyon, dış dünyanın değişmiş, yapay ya da uzak algılanmasıdır: Eşyalar, sesler ve insanlar tanıdık olduğu halde gerçek değilmiş gibi gelir. Danışanlar bunu çoğu zaman "her şey bir film setinde gibi", "dünyayla aramda buğulu bir cam var", "sesler uzaktan geliyor" diye anlatır.

Yaşantının geçtiği sahne genellikle sıradandır. Üç gecedir az uyumuş biri ofiste ekrana bakarken masasının, iş arkadaşlarının ve her gün yürüdüğü koridorun bir anda yabancılaştığını fark edebilir. Renkler soluk, mesafeler tuhaf, zaman yavaşlamış ya da hızlanmış gibi gelebilir. Kimi kişide bu birkaç dakika sürer, kimi kişide saatlerce ya da günlerce arka planda devam eder.

Derealizasyonun önemli bir özelliği vardır: Kişi dünyanın gerçekten değişmediğini bilir ve yaşadığını "sanki" diye anlatır. Kısa süreli derealizasyon, yoğun yorgunluk ya da stres anlarında pek çok kişinin zaman zaman yaşayabildiği bir deneyimdir. Sorun, his sıklaştığında ve ona korkutucu anlamlar yüklendiğinde başlar.

Depersonalizasyon ile farkı nedir?

Derealizasyonda yabancılaşma dış dünyaya, depersonalizasyonda ise kişinin kendisine yöneliktir. İkisi sıklıkla birlikte görülür; bu yüzden çoğu zaman aynı başlık altında anılır.

  • Derealizasyon: "Etrafım gerçek değil gibi." Ortam düz, iki boyutlu ya da sisli görünür; tanıdık bir sokak, ev ya da yüz yabancı gelir.
  • Depersonalizasyon: "Ben ben değilim gibi." Kişi kendini dışarıdan izliyormuş gibi hisseder, aynadaki yüzünü yabancı bulur, elleri kendisine ait değilmiş gibi gelir, konuşurken sesini otomatik pilotta duyar ya da duyguları uyuşmuş gibidir.

Bir panik atağın ortasında bir danışan, hem odanın "gerçek değilmiş gibi" göründüğünü hem de kendi nefesini başkasınınmış gibi izlediğini anlatabilir. Bu iki yaşantıyı aynı mekanizmanın iki yüzü gibi düşünebilirsiniz: Zihin aşırı yüklendiğinde algıyı ve duyguyu kısarak bir tür mesafe yaratır. İkisinde de gerçeklik değerlendirmesi korunur; kişi ne yaşadığını sorgulayabilir ve bunun bir his olduğunu bilir. Bu korunmuş farkındalık, onları gerçeklikle bağın koptuğu durumlardan ayıran önemli bir özelliktir.

Kaygı, panik ve uykusuzlukla ilişkisi

Derealizasyon ve depersonalizasyon en sık yoğun kaygı, panik atak, uykusuzluk ve uzun süren stres dönemlerinde ortaya çıkar. Bu dönemlerin ortak noktası, bedenin uzun süre yüksek alarmda ve yeterince dinlenmeden çalışmasıdır.

Görüşmelerde en sık karşılaştığım bağlamlar şunlar:

  • Panik atak sırasında ya da hemen ardından
  • Haftalarca süren yoğun kaygı ve sürekli tetikte olma hali
  • Uykusuzluk, vardiyalı çalışma ve düzensiz uyku saatleri
  • Yas, ayrılık ya da sarsıcı bir olayın ardından gelen dönem
  • Hızlı ve sık nefes alma; bu nefes biçimi baş dönmesini ve uzaklaşma hissini artırabilir
  • Aşırı kafein, alkol ya da madde kullanımı ve bunların aniden bırakılması

Gece vardiyasından çıkıp güneşli bir sabaha adım atan biri, sokağın bir sahne dekoru gibi göründüğünü fark edebilir. Bu durumda his, yorgun bir beynin ve yükselmiş bir alarmın ürünüdür; uyku düzeldikçe ve kaygı azaldıkça çoğu zaman hafifler.

Korkuyu büyüten yorumlar

Derealizasyonu çoğu zaman uzatan şey hissin kendisi değil, ona verilen "deliriyorum", "beynimde bir sorun var", "bu his hiç geçmeyecek" gibi yorumlardır. Bu yorumlar kaygıyı artırır, artan kaygı da uzaklaşma hissini besler.

Döngü genellikle şöyle işler:

  1. Yorgun ya da kaygılı bir günde her şey bir an gerçek dışı görünür.
  2. Zihin bunu tehlike olarak yorumlar: "Aklımı kaybediyorum."
  3. Kaygı yükselir, beden alarma geçer ve his yoğunlaşır.
  4. Kişi kontrol etmeye başlar: aynaya bakar, kendini yoklar, belirtileri internette arar, "şu an gerçek mi" diye sürekli test eder.
  5. Dikkat hisse kilitlendikçe his daha belirgin ve kalıcı hale gelir.

Delirme korkusu bu tabloda çok yaygındır ve anlaşılırdır, çünkü yaşanan şey gerçekten tuhaftır. Oysa kişinin yaşadığını "sanki" diye tarif edebilmesi, gerçeklik değerlendirmesinin sürdüğünü gösterir. Terapide hissi zorla gidermeye çalışmak yerine onu bir kaygı belirtisi olarak adlandırmayı, kontrol davranışlarını azaltmayı ve dikkati yapılan işe, bedene ve çevreye geri çevirmeyi çalışıyoruz.

Ne zaman değerlendirme gerekir?

Derealizasyon haftalarca sürüyor, sıklaşıyor ya da günlük işleri aksatıyorsa değerlendirme gerekir. Madde kullanımıyla başladıysa ya da başka nörolojik belirtiler eşlik ediyorsa önce hekime başvurmak önemlidir.

  • Yaşantılar sürekli hale geldiyse, giderek artıyorsa ya da işinizi ve ilişkilerinizi etkiliyorsa
  • His alkol, madde ya da yeni başlanan bir ilaçla bağlantılı olarak başladıysa
  • Bayılma, nöbet, şiddetli baş ağrısı, görme kaybı, konuşma bozukluğu ya da kolda bacakta güçsüzlük eşlik ediyorsa; bu belirtiler ani başladıysa 112’yi arayın
  • Başkalarının duymadığı sesleri duymak ya da açıklanamayan güçlü inançlar gibi değişiklikler varsa: psikiyatrik değerlendirme gerekir
  • Yoğun umutsuzluk eşlik ediyorsa destek almayı ertelemeyin; kendine zarar verme düşünceleri varsa beklemeden 112’yi arayın

Tıbbi nedenler dışlandıktan sonra, kaygıyla bağlantılı derealizasyonda bilişsel davranışçı terapi iyi bir başlangıç noktasıdır; ilaç gerekip gerekmediğine psikiyatrist karar verir. Bu tür belirtilerde izlediğim yolu kaygı ve panik atak terapisi sayfasında bulabilirsiniz. İzmit’teki ofise gelebilir ya da Kocaeli dışından online danışmanlıkla katılabilirsiniz; hissin ne zaman başladığını WhatsApp üzerinden kısaca yazmanız ilk görüşmeyi planlamayı kolaylaştırır.

Sık sorulan sorular

Derealizasyon geçer mi?

Kaygı, uykusuzluk ya da stresle ortaya çıkan derealizasyon çoğu zaman tetikleyen yük azaldıkça hafifler ve geçer. Hissi zorla gidermeye çalışmak, sürekli kontrol etmek ve ona korkutucu anlamlar yüklemek ise süresini uzatabilir. Haftalardır süren, gün boyu devam eden ya da tekrar tekrar geri gelen yaşantılarda değerlendirme ve terapi desteği önerilir; altta yatan kaygı ele alındığında his de genellikle seyrekleşir.

Derealizasyon delirmenin belirtisi mi?

Derealizasyon tek başına delirmenin belirtisi değildir. Bu yaşantıda kişi dünyanın gerçekten değişmediğini bilir ve hissini "sanki" diye anlatır; gerçeklik değerlendirmesi korunur. Delirme korkusu ise kaygıya en sık eşlik eden düşüncelerden biridir ve hissi büyütür. Yine de başkalarının duymadığı sesleri duymak ya da çevrenin size karşı plan yaptığına inanmak gibi değişiklikler varsa vakit kaybetmeden psikiyatrik değerlendirme gerekir.

Depersonalizasyon ve derealizasyon ilaçla geçer mi?

Psikologlar ilaç yazmaz; ilaç gerekip gerekmediğine psikiyatrist karar verir. Kaygı ve panikle bağlantılı yaşantılarda öncelik, hissin nasıl sürdüğünü anlamak, kontrol davranışlarını azaltmak ve uyku düzenini toparlamaktır; bilişsel davranışçı terapi bu amaçla kullanılır. Eşlik eden depresyon ya da yoğun kaygı varsa psikiyatrist ilaç desteğini değerlendirebilir ve iki süreç birlikte yürüyebilir.

Klinik Psikolog Yağmur Beste Efe, İzmit’teki ofisinde

Klinik Psikolog Yağmur Beste Efe

İzmit, Kocaeli’de yüz yüze psikoterapi ve online danışmanlık. Bilişsel davranışçı terapi odaklı çalışır; yetişkin, ergen ve ailelerle görüşür.

Hakkımda

Sorularınız için yazın

Yazıda cevabını bulamadığınız bir soru varsa WhatsApp üzerinden sorabilirsiniz; randevu için de aynı numara yeterli.

Ara WhatsApp ile randevu
WhatsApp