Blog

Aile içinde şiddetsiz iletişim: dört adım

Piknik sepetiyle parkta yürüyen bir aile

Şiddetsiz iletişim, Marshall Rosenberg tarafından geliştirilen ve dört adıma dayanan bir konuşma biçimidir: gözlemi yorumdan ayırmak, duyguyu ifade etmek, altındaki ihtiyacı adlandırmak ve somut bir rica kurmak. Amaç tartışmayı kazanmak değil, karşılıklı anlaşılmayı mümkün kılmaktır. Evde uygulandığında suçlama azalır, tartışmalar kısalır ve taraflar birbirini daha az savunmayla dinler. İzmit Yahyakaptan’daki ofisimde ailelerle bu dört adımı günlük dilde çalışıyorum.

Birinci adım: gözlemi yorumdan ayırmak

Ev içindeki tartışmaların çoğu, olayın kendisiyle değil ona yüklediğimiz anlamla başlar. Gözlem, bir kamera kaydına geçebilecek olandır. Yorum ise o kayda eklediğimiz niyet, sıfat ve genellemedir. "Hep", "asla", "yine", "umursamıyorsun" gibi sözcükler yorumun tipik işaretleridir.

Farkı somut örneklerle görmek en kolayı:

  • Yorum: "Bu evde hiç kimseye yardım etmiyorsun." Gözlem: "Bu hafta akşam yemeğinden sonra masayı iki kez birlikte toplamadık."
  • Yorum: "Sen zaten hep tembelsin." Gözlem: "Bugün ödevine akşam dokuzdan sonra başladın."
  • Yorum: "Beni umursamıyorsun." Gözlem: "Bu akşam sana iki kez seslendim, yanıt alamadım."

Gözlemle başlayan bir cümle, karşı tarafın savunmaya geçme ihtimalini belirgin biçimde azaltır; çünkü tartışılacak bir suçlama yerine üzerinde anlaşılabilecek bir olgu sunar. Bu adımı atlamak, diğer üç adımı da etkisiz bırakır.

İkinci adım: duyguyu ifade etmek

İkinci adım, o gözlem karşısında ne hissettiğinizi söylemektir. Burada en sık yapılan hata, duygu sanılan bir yorumu dile getirmektir. "Kendimi değersiz hissediyorum" gibi bir cümle aslında karşı tarafın davranışına ilişkin bir yargı taşır ve çoğu zaman suçlama olarak duyulur.

Duygu sözcükleri sade ve doğrudandır: üzgünüm, yorgunum, endişeliyim, kırgınım, öfkeliyim, yalnız hissediyorum, tedirginim. Bu sözcükleri kullanmak, özellikle duyguyu konuşma alışkanlığı olmayan ailelerde ilk başta yapay gelir. Birkaç denemeden sonra doğallaşır.

Kullanışlı bir ayrım şudur: cümlenizde "sen" ile başlayan bir suçlama varsa orası duygu değil yorumdur. "Bana bağırınca kendimi küçümsenmiş hissediyorum" yerine "Sesin yükselince korkuyorum ve konuşmayı sürdüremiyorum" demek, aynı gerçeği savunma üretmeden aktarır.

Bu adım çocuklarla da işler. Duygusunu adlandırabilen bir çocuk, onu davranışla göstermek zorunda kalmaz; bu yüzden evde duygu sözcüklerinin kullanılması çocuğa da doğrudan bir beceri kazandırır. Duygunun dile getirilmesi zayıflık değil, karşı tarafa hangi kapıdan gireceğini gösteren bir bilgidir.

Üçüncü adım: ihtiyacı adlandırmak

Her duygunun altında karşılanan ya da karşılanmayan bir ihtiyaç vardır. Öfke çoğu zaman saygı, adalet ya da dinlenme ihtiyacına; kırgınlık yakınlık ve görülme ihtiyacına; kaygı ise öngörülebilirlik ve güven ihtiyacına işaret eder. İhtiyacı adlandırmak, tartışmayı kişilerin karakterinden çıkarıp somut bir zemine taşır.

Evde sık karşılaştığım ihtiyaç başlıkları şunlardır:

  • Dinlenme: Vardiyadan gelen bir ebeveynin sessizliğe ihtiyacı
  • Özerklik: Ergenin kendi kararını verme ihtiyacı
  • Öngörülebilirlik: Çocuğun programın ne olacağını bilme ihtiyacı
  • Katkının görülmesi: Ev içinde yapılan işin fark edilmesi ihtiyacı
  • Yakınlık: Günün bir bölümünde birlikte ve ekransız zaman geçirme ihtiyacı

İhtiyaçlar çatışmaz; çatışan şey onları karşılamak için seçilen yollardır. Bu fark anlaşıldığında, "ikimizden biri kazanacak" sorusu yerine "bu iki ihtiyacı birlikte nasıl karşılarız" sorusu geçer. Ailelerle çalışırken en çok bu geçişin rahatlattığını görüyorum.

Dördüncü adım: rica ile talep farkı

Son adım, somut ve uygulanabilir bir rica kurmaktır. Rica ile talep arasındaki fark, cümlenin tonunda değil, "hayır" yanıtına ne olduğundadır. Hayır dendiğinde ceza, küslük ya da suçlama geliyorsa o bir taleptir; konuşma sürüyorsa ricadır.

İyi bir ricanın üç özelliği vardır:

  1. Somuttur: "Bana biraz değer ver" değil, "Akşam eve gelince on dakika oturup günümü sorar mısın?"
  2. Olumludur: Ne yapılmamasını değil, ne yapılmasını söyler. "Sesini yükseltme" yerine "Sakin bir sesle devam edebilir misin?"
  3. Şimdiye aittir: Bugün ya da bu hafta yapılabilecek bir şeydir; genel bir vaat değildir.

Dört adım bir araya geldiğinde cümle şöyle olur: "Bu hafta üç akşam yemekte telefona bakıldığını fark ettim. Bu beni yalnız hissettiriyor, çünkü günü birlikte paylaşmaya ihtiyacım var. Yemek boyunca telefonları başka bir odada bırakmamızı önerebilir miyim?"

Ricanızın reddedilme ihtimalini baştan kabul etmek, sizi güçsüz değil esnek kılar. Hayır yanıtı geldiğinde sorulacak soru bellidir: "Bu senin için neden zor?" Bu tek soru, kapanmak üzere olan bir konuşmayı yeniden açar.

Evde uygulama ve sınırlar

Dört adımı ilk denediğinizde kalıp gibi hissetmeniz olağandır. Ezberlenmiş bir metin okur gibi konuşmak yerine adımların mantığını akılda tutup kendi dilinizle söylemek daha etkilidir. Başlarken birkaç pratik öneri:

  • Tartışmanın kızıştığı anda değil, sakin bir zamanda deneyin.
  • Tek bir konuyla başlayın; geçmişteki tüm örnekleri aynı konuşmaya sığdırmayın.
  • Kendinize de uygulayın: "Şu an ne hissediyorum, altındaki ihtiyaç ne?" Bu iç sorgu, tepkisel yanıtları azaltır.
  • Karşı taraf aynı dili konuşmuyorsa da sürdürün; iletişim biçimi çoğu zaman zamanla karşılık bulur.

Önemli sınır: Şiddetsiz iletişim, fiziksel şiddetin, tehdidin ya da sistemli aşağılamanın yaşandığı ortamlar için bir çözüm değildir. Böyle bir durumda öncelik güvenliktir. Acil bir tehlike varsa 112 üzerinden yardım isteyin; destek ve yönlendirme için ALO 183 sosyal destek hattını arayabilirsiniz.

Bu becerileri evde birlikte çalışmak isterseniz süreci aile danışmanlığı sayfasında anlattım. Görüşmelere ailenin tamamı katılmak zorunda değil; Kocaeli içinden gelen ailelerle de uzaktan online danışmanlıkla çalıştığım ailelerle de çoğu zaman tek kişinin dili değiştirmesiyle başlıyoruz. Evde en çok hangi konuşmada takıldığınızı WhatsApp üzerinden bir cümleyle anlatırsanız oradan yola çıkarız.

Sık sorulan sorular

Şiddetsiz iletişim çocuklarla da kullanılabilir mi?

Evet ve çocuklarda etkisi çoğu zaman daha hızlı görülür. Çocuklar suçlayıcı olmayan cümleleri daha kolay dinler. Adımları yaşa uygun sadeleştirmek yeterlidir: ne olduğunu söyleyin, ne hissettiğinizi ekleyin ve somut bir şey rica edin. Ayrıca bu dili duyan çocuk, kendi duygusunu adlandırmayı da örnek üzerinden öğrenir.

Karşı taraf aynı dili kullanmazsa ne olur?

Bir kişinin dili değiştirmesi bile tartışmanın gidişatını değiştirebilir, çünkü suçlama olmadığında savunma da gerekmez. Ancak karşılık hemen gelmeyebilir; alışkanlıklar zamanla değişir. Burada beklenti önemlidir: amacınız karşı tarafı değiştirmek değil, kendi tarafınızdan gelen sertliği azaltmak olsun. Bu tutum çoğu evde birkaç hafta içinde fark yaratır.

Öfke anında bu adımlar uygulanabilir mi?

Öfkenin zirvesinde hiçbir iletişim tekniği iyi çalışmaz, çünkü o anda düşünmeyi sağlayan sistem geri planda kalır. İşe yarayan yol, konuşmaya ara vermektir: "Şu an sakin konuşamıyorum, yarım saat sonra devam edelim." Ara verildiğinde dört adım çok daha kolay uygulanır. Arayı ne zaman bitireceğinizi söylemek, terk edilmiş hissini önler.

Klinik Psikolog Yağmur Beste Efe, İzmit’teki ofisinde

Klinik Psikolog Yağmur Beste Efe

İzmit, Kocaeli’de yüz yüze psikoterapi ve online danışmanlık. Bilişsel davranışçı terapi odaklı çalışır; yetişkin, ergen ve ailelerle görüşür.

Hakkımda

Sorularınız için yazın

Yazıda cevabını bulamadığınız bir soru varsa WhatsApp üzerinden sorabilirsiniz; randevu için de aynı numara yeterli.

Ara WhatsApp ile randevu
WhatsApp